Yaşam ve Yalnızlık

Pek çoğumuzun yaşamı bir koşuşturma içinde geçiyor. Sabah kalkıp işe yetişmek için çabalıyoruz, akşam olunca da eve dönebilmek için. Trafik, gürültü, karmaşa ve güçlüklerle dolu hayatlar yaşıyoruz. Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlarımız ciddi bir şekilde soyutlanma ve yalnızlık içindeler. Çünkü büyük şehirlerde hayat daha keskin ve daha acımasız. Bu metropol hayatları bizde yalnızlık hissini daha çok uyandırıyor. Kalabalıklar içinde, aslında yalnız olduğumuzun daha çok farkına varıyoruz. Hiç dikkat ettiniz mi, akşam trafiğinde birbirinden yol almaya çalışan sinirli ve sabırsız sürücülere, herkes acele ve panik içinde.

Sizce sevdiklerine, dostlarına, onları evlerinde bekleyen çok mutlu hayatlara ulaşmak için mi bu kadar acele ediyorlar? Neden acaba bu kadar acele ve sabırsızlık? Aslında pek çoğunun kalabalıklar içinden biran önce kurtulup, evlerindeki yalnızlıklarına kavuşmak için acele ettiklerini düşünüyorum ben. Farkında olmadan ve sevmedikleri yalnız yaşamlarına ulaşmak için sabırsızlanıyorlar. Hem bu kadar kalabalıklar içinde olmak hem de kendini bu denli yalnız hissetmek. Yüzyılımızın ve kentleşmenin sonuçları bunlar olsa gerek. Aslında sözüm daha çok yalnızlığının pek farkında olmayanlara, yalnızlığı ile yüzleşemeyenlere, bu yaşamda gerçekte yapayalnız olduklarını kabul edememiş olanlara. Sözüm, kendilerini tek başına kalmış bulmaktan korkan ve bu korku ile kendilerini hiç bulamayanlara.

Yaşamın anlamı ve yalnızlık. Bence herbirimizin durup bu konu hakkında biraz düşünmesi gerek.

Yaşamın anlamsızlığını kabul ettiğimiz an, yaşamımıza anlam katabilmek için çabalamaya başlıyoruz. Bu anlamsızlığı kabullendiğimizde gerçekte bu hayata çok keyfi anlamlar yüklediğimizin farkına varıyoruz. Kendimizi ve yaşamımızı sorgulamaya başlıyoruz. Nereden gelip, nereye gittiğimizi, nasıl hedefler peşinde olduğumuz, şimdiye kadar yaşadıklarımızın neler olduğunu, hayatta nerede ve nasıl bir duruşumuzun olduğunu, en önemlisi de mutlu olup olmadığımızı sorguluyoruz.

Eğer ki tüm bu sorulara verecek güzel cevaplarınız yoksa biraz düşünme molası vermekte fayda olacaktır. Bu yaşadığımız tek ve biricik hayatta gerçekte yalnız olduğunu kabullenen insanların derin bunalımlar yaşayacağını ve bunun kaldırılması güç bir yük olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Tam aksine yalnızlığını kabullenmiş insanlar, kendileriyle ilişki halindedirler, daha bütündürler, algıları daha açık ve duyarlılıkları daha fazladır. Yalnızlıkları ile yüzleşen insanlar, diğer insanların da kendileri gibi yalnız olduğunun farkındadır. Diğer insanlarla daha olgun ve sevgi dolu ilişkiler kurmanın yollarını ararlar.

Unutmayın ki görünmez ya da ne olduğunu bilmediğimiz bir bağ, aynı deneyimi ya da benzer kaderleri yaşayan insanları birbirine yaklaştırır ve bağlar. Yalnızlığınızla yüzleşmekten ve yalnız olmaktan korkmayın. Eğer ki korkuyorsanız da korkularınızın üstüne gitmeyi deneyin. İnsan olarak varlığımızdan ve yaşamımızdan bizler sorumluyuz. Bu yaşamlar bize verilirken aynı zamanda yaşamlarımızın sorumluluğu da sırtımıza yüklenmiştir. Kendimize sormamız gereken ‘’bu yaşamdan ya da kendimizden ne var ettiğimiz’’dir ? Nasıl bir insan var ettiniz? Bu soruyu soran da aslında kendi yargılarımızdır. Bazı zamanlarda kendimizi acımasızca eleştirir ve bunca yılı boşa harcadığımızı düşünürüz. Ama bugün ve gelecek için de ne yapacağımızı bilemeyiz.


Aslında her sabah, her yeni gün kendimizi yeniden yaratıyoruz. Yaptığımız seçimlerle, ne olacağımıza ve nasıl bir gün yaşayacağımıza biz karar veriyoruz. Siz ne olmak isterseniz, ne yaşamak isterseniz, onu yaşıyorsunuz. İsterseniz mutlu gülümseyen bir yüzle güne başlayıp, günü öyle tamamlayabilirsiniz. İsterseniz kötü bir başlangıç yapıp, gün boyunca yaşamınızdaki olumsuzluklara odaklanabilirsiniz. İyi-kötü, güzel-çirkin, olumlu-olumsuz unsurların bir arada olmadığı bir hayat düşünemiyorum. Yaşamımızdaki güçlüklerle savaşırken, ya da hayatımızdaki olumsuzlukları kabullenirken onlara karşı nasıl davrandığımız en önemli nokta.  Kendi yaşamlarını uzaktan seyreden seyirciler olmak yerine kendi yaşamınızın senaryosunu siz yazın ve başrolde siz oynayın. Yaşamınızı kader, rastlantı veya şansa bırakmayın. Şanslarınızı kendiniz yaratın, hayatınızda mucizeler bekliyorsanız daha uzun süre bekleyeceksiniz. Mucize aslında sizsiniz ve sizin tek ve biricik hayatınız. 


Mutluluğu hep gelecek günlerde arıyorsanız yine yanlış bir yoldasınız demektir. Bugün, şimdi, şu an mutlu musunuz ? Kendinize sormanız gereken tek soru bu. Bugününde mutlu olmayan bir insanın, gelecekten mutluluk beklemesi sizce ne kadar doğru? Şimdi ne isek ve kendimizi nasıl hissediyorsak ileride de hep öyle olacak. Hiç olmayacak hayallerle dolu bir gelecek için yaşamayı bırakın ve bugününüze odaklanın. Bugün nasıl hissediyorsunuz ?


Eğer ki bu yaşamı mutsuz ve yalnız yaşıyorsanız, karşılaşacağınız ruh eşinizle mutluluğu yakalamayı hayal ediyorsanız yine yanlış bir yoldasınız. Sizce sevgi ve aşk mı mutluluk getirir yoksa mutlu insanlar mı aşkı ve sevgiyi yakalayabilirler? Sanırım, hiçkimse mutsuz ve sorunlarla dolu bir insanla ilişki yaşamak istemez. 
Yaşamın anlamını, mutluluğu, yalnızlığı; işinize, yaşadığımız cografyaya, eşimize ya da aklınıza gelebilecek binlerce nedene bağlamak yerine, kendinize sormalısınız.

‘’Ben nasıl bir yaşam yarattım kendime?’’ diye. 

Unutmayın ‘’yarattığınız hayatı ancak kendiniz değiştirebilirsiniz’’

İsmail Sönmez
Psikolojik Danışman